LOGO NİÇİN TAŞ YIĞINI / Taşın Sabrı, Ruhun Yontusu
Bir logo, bazen bir resimden fazlasıdır; bir haysiyet mücadelesinin sessiz tanığıdır. Benim hanem, üst üste binmiş çakıl taşlarından yükseliyor. Bakıldığında sadece bir yığın sanılan o taşların her biri, hayatımın bir dönemine vurulmuş mühür, ruhuma düşmüş birer sızılı hatıradır.Çoğu kez kapımı birer kaba taş gibi çaldı acılar; keskin, ağır ve şekilsizdiler. Hayatın sert rüzgarları üzerime bu kayaları savurduğunda, ya altında kalacaktım ya da onlara birer mana yükleyecektim. Ben ikinciyi seçtim. Her bir acıyı, gözyaşıyla ıslatıp sabırla yonttum. Sivri köşelerini kalemimle törpüledim, ağırlıklarını mısralarımla hafiflettim.Bugün o taşlar üst üste duruyorsa, bu bir tesadüf değil, bir denge sanatıdır.
-
En alttaki taş, toprağa gömdüğüm ilk heveslerimdir.
-
Aradakiler, "bitti" dediğim yerden yeniden başlamanın yorgun ama mağrur izleridir.
-
En üstteki ise, bugün ulaştığım o nazenin dengedir.
Lebidihalet.com bir uçurumun kenarı değil, o uçurumda açan çiçeğin adıdır. Acının estetiğe, kederin edebiyata dönüştüğü bu durakta; yonttuğum her taşın içinden bir kelime, her yaramdan bir cümle çıkardım.Çünkü şair ve yazar bilir ki; dünya bir taş ocağıdır ve bizler, kendi heykellerimizi o taşları yonta yonta var ederiz. Şimdi bu taş yığını, benim kalemimle hayat bulan en sağlam kalemdir.
LEBİD-İ HALET KİMDİR? Niçin Yazıyorum ve okuyucu bu satırların arasında ne bulacak?
Ruhunun Sınırlarında Yürüyen Adam....''Ömrümü bir kağıt ve bir kaleme rehin verdim...İşte bütün hayat hikayem bu kadar!''
Lebid-i Halet, gecenin yarısında, insanlığın çöküş çizgisinden süzülüp gelen bir hakikat aynasıdır.Lebid-i Halet sadece kelimelerin bir araya gelmesi değil; haksızlığa, sadakatsizliğe ve ruhun çürümesine karşı açılmış bir savaş ilanı, bir “Kendime Manifesto”dur.Okuyucu bu sayfalarda ilerlerken belirli bir düzen, tematik bir ayrım veya bölümlere ayrılmış bir kurgu bulamayacaktır. Bu bilinçli bir tercihtir.Çünkü bu şiirler, bir masanın başında planlanarak değil, hayatın tam ortasında, çarpışarak yazıldı. Benim hayatım hiçbir zaman bölümlere ayrılacak kadar “steril” veya tek düze olmadı. Ben, en içten gülüşlerimin tam ortasında bir intihar haberiyle sarsılan, çocukluğunu yaşamadan yaşlanan, bir yandan sevdanın en saf melodisini duyarken diğer yandan dünyanın zalim yüzüyle tokatlanan biriyim.Hayatımda iyi ve kötü, güzel ve çirkin, umut ve yıkım hiçbir zaman sırasını beklemedi; hepsi iç içe, aynı anda yaşandı. Annemin dualarıyla arınırken babamın öfkesiyle yaralandım. Bir yanda “Vera’nın Bakışı”ndaki o sonsuz huzuru ararken, diğer yanda “murdar sözlerin” ve “çürümüş ruhların” karanlığıyla boğuştum.İşte bu yüzden bu külliyat, hayatın kendisi gibi “bölümsüz” ve dağınıktır. Bir sayfada aşkın sarsılmaz nizamına şahitlik ederken, bir sonraki sayfada yorgun düşmüş bir ruhun sessiz çığlığını duyabilirsiniz. Çünkü insan nefes alırken sadece mutluluğu ya da sadece acıyı solumaz; hepsini aynı ciğerde, aynı anda harmanlar.Bu satırlar, aynaya bakmaya cesareti olanlar ve “Bu çağ mı kötüydü, yoksa biz mi?” sorusunu sormaktan çekinmeyenler içindir. Hoş geldiniz,yorgun ama yıkılmamış dünyama...